E-Posta Bültenimiz Yayınlarımızla ilgili gelişmeleri takip etmek için lütfen E-Posta Bültenimize üye olunuz.




İnceleme - Araştırma /
Çevirmen İnci Malak Uysal
ISBN 978-975-6790-14-4
Sayfa Sayısı 186
Boyut 13 x 19,5
Baskı 1. BASKI - Tükendi
Fiyatı 17 TL
PDF PDF Önizleme
YENİ CEHÂLET ve KÜLTÜR PROBLEMİ
La Nouvelleignorance Et Problème De La Culture
Thomas de Konick

“Bu kitabın konusu bir zamanlar Platon'un “çifte cehâlet” olarak adlandırdığı şeye benzeyen ve yeniden ortaya çıkan cehâlet biçimidir. Bir yeniden ortaya çıkış niteliğindeyse, cehâlette açıkça yeni olan nedir?
 
Yeni olan “Yeni Cehâlet ya da çifte cehâlet”tir: Bilimin değil, indirgenen ve teknikleştirilen bilimin üretildiği bugünün üniversitelerinde “planlanmış bellek yitimi'nin–kabaran cehâlet denizinin” ve düşünmenin yerini alan teknik işleyişin ve felsefenin yerini alan indirgemenin, insanal aracılıkların kendi içinde bir şiddet olasılığı barındıran medya tarafından ele geçirilmesidir. Medyanın görüntüsü, başlıca özelliği aldatmaca olan Narkissos'un dünyasının görüntüsüyle aynıdır. Teknikleştirilen bilim ise, yeniden uyutmanın bir yoludur. Son derece sert ve doğru bir biçimde söz konusu olan, Sokrates'ten sonraki Yunanlıların açıkladıkları “çifte cehâlettir”. Kendi tarihini (sonuç olarak, kendi oluşunu), toplumdaki yerini ve eleştirel düşünme yokluğunda, kendi sınırlarını ve yöntembilimsel ön varsayımlarını bilmeyen sözde “bilimsel” bir bilgi, başka bir sıfatı hak etmez.
 
Toplum bir kriz yaşıyor. Kriz içinde en kolay seçebildiğimiz kültürdür. Çoğumuz kültürdeki bozulmayı görürüz ve bir şeyler olduğunu fark ederiz, fakat krizin aslında kültürü yaratan şeylerde olduğunu fark edemeyiz bile... Bilim, felsefe ve sanat, bizzat üniversitelerin de işin içinde olduğu bir süreçte tekniklere ya da disiplinlere indirgenmiştir. İşte bu, teknikleşen temelller “yeni cehâlet”ten başka bir şey değildir. Örneğin üniversiteler, dilin maruz bırakıldığı eşsiz saldırılar karşısında susuyorsa, bunun tek nedeni üniversitelere egemen olan teknik anlayıştır.
 
İnsan cehâleti dipsizdir, ama insan dipsiz cehâleti yanında sınırsız bir hayal gücüne de sahiptir. Aslında bu, cehâletin sınırsızlığıdır. Toplumsal metabolizmanın cehâletimiz tarafından temelinden, medya tarafından ele geçirilen hayal gücümüzle de sınırlarından yoksun bırakılan gücü, üretim araçlarına, düşünsel araçlara, ve nihayet otoriteye sahip olanların gücü haline gelir.
 
Sözün kısası, yaşadığımız hayatın, alışkanlıklarımızın ve entelektüel ihtiyaçlarımızın gizemi ya da kaynakları, bilinçle bilinç dışının, irade ile irade dışının bir tek aynı varlıkta yani otoritede birleşmesinin gizemidir. Koninck'in ifadesiyle “şehir hayvanları olarak” kolektif hayattan çok uzak bir dünyada yarı uyanık bir halde gezer ve uykulu dünyalarımızda alışkanlıklarımızla ya da alıştırıldığımız şeylerle yaşamaya devam ederiz. “Uyanık olanlar için tek ve ortak bir dünya vardır, ama uyuklayanların her biri özel bir dünyaya yönelir” (Sokrates). Her bir insan alıştırıldığı kendine ait dünyada düşünmeden yaşar. “Alışkanlık, yargımızın yaşamını uyutur” diyordu Montaigne. Başka yerde olduğu gibi insan yaşamında da, alışkanlığın rolü sandığımızdan çok daha büyüktür: Duymaya ya da inanmaya alışılan şey, kaçınılmaz biçimde gerçek gibi görünür. Bu nedenle olayların bize bildik bir dille sunulmasını tercih ederiz; aksi takdirde bize hiç aynıymış gibi gelmezler.
 
Yeni olan yaşadığımız dünyanın otoritenin/tekniğin şiddet dünyası olmasıdır.
 
Yeni olan, cehâletin bugün aldığı, bilinmeyen, daha korkunç biçimleridir. Yeni olan, teknik süreçler nedeniyle etkisini artıran yanılsamalarla dolu teknikleşen kafadır. Yeni olan, kültürün evrenselleştirilmiş öz yıkımıdır ki, bunun doğal sonucu şiddettir. Çünkü logos/şiddet alternatifi kaçınılmazdır. Ya kültürün ya şiddetin yolu, bundan başka yol yoktur. Logos eksik olduğu ölçüde, şiddet artar.”
 
Nasıl bir şiddet? Cehâletin derin kuyusunda ya da otoritenin sunduğu ideolojinin eşsiz yüceliklerinin yarattığı ve pek tabii, canımızı acıtmayan, öğrenmemizi engelleyen, bizi gerileten, ama travmalarını hissetmediğimiz bir şiddet. Şiddetin bağrı olan “Modern Şehirde”, kamu yaşamının büyük bölümü John Berger'in, “kayıtsızlığın tiyatrosu” olarak adlandırdığı gösteriyi sunar. Bu kentte çoğumuz uyku halinde ve bu dünyanın gerçekliklerinden kopuk, bizlere sunulan/yüklenen soyut, ama aslında teknik imajların–nesnelerin rüyalarıyla yaşarız. Sözcüklerin ve şeylerin, bedenlerin ve ruhların, doğanın ve kültürün yaygın metalaştırılması, ki bu çağımızın temel özelliğidir, şiddeti yeni ideolojik düzenin merkezine yerleştirir: Başlı başına politik olan düşünme sürecinin ve kapasitesinin önüne dikilen şiddet olgusu.
 
Somuta/bilgiye ulaşmak için, usanmadan soyutlamaları/teknikleri eleştirmeye çağrılan felsefenin toplum için ne kadar gerekli olduğunu görebiliyoruz.
 
Cehâletten nasıl uyanabiliriz: Felsefî bilgiyi yardıma çağırarak ve iman'ı sağlamlaştırarak.
 
Kant, aklı sınırlandırmak ve iman'ı sağlamlaştırmaktan bahsediyordu, acaba bilgiye ulaşmamızda her zaman bir duvar ve mukavemet yaratan devlete ve otoritenin yarattığı uyuklamalara karşı iman'ı tez elden sağlamlaştırmalı mıyız?


Anasayfa | Hakkımızda | Yazarlar | Haberler | Galeri | İletişim |
Epos Yayınları Tüm Hakları Saklıdır © 2012
Site Kullanım Şartları | Gizlilik | Hizmet Sözleşmesi | Garanti Şartları